Her şey olabilir, hiçbir şey olamaz…
Son zamanlarda duyduğum hiçbir haber bana bu denli “Helal olsun” dedirtmemişti. İyi oldu, hatta “çok güzel” oldu. Bazılarının bildiği, çoğu kişinin bilmediği üzere ben Galatasaray taraftarıyım. Ancak, bu benim memleketin en güzel statlarından birinin (Fenerbahçe – Şükrü Saracoğlu) fotoğrafta görmüş olduğunuz kişiler tarafından yakılmasını hoş karşılayacağım anlamına gelmez. Hatta, büyük bir öfkeyle karşıladığımı söyleyebilirim. Bazılarınız bana “Sana ne” diyebilir, varsın desin, önemli değil. Ama ben ülkemde sebebi ne olursa olsun böyle saçma sapan hareketlerin olmasını istemiyorum.
Takımın yenilmiş olabilir, son dakikada tek golle şampiyonluktan olmuş olabilir, hatta ve hatta yanlış anons sonucunda 3 dakikalık yalan bir şampiyonluk sevinci de yaşatılmış olabilirsin ama hiçbir neden kızgınlığını, öfkeni kendine ait olmayan bir maldan çıkarmanı meşru kılamaz. Koltuklara zarar vermek, yakıp yıkmak hiçbir halta yaramaz, aptallıktır, geri kalmışlıktır, sapıklıktır.
Futbolun içinde kazanmak ve kaybetmenin olduğunu bilemeyen, her fırsatta olay çıkarmak için bahane arayan, takımlarına iyi gün dostu olup kötü günde her türlü rezilliği yapmaya hak gören bu zihniyeti yaratanın kimler olduğu, neden ülkemizde bu tip insanların olduğu konusu da çok açık ama şu an ben rezilliği sadece yapanlar gözünden değerlendiriyorum.
Atıp tutan yöneticilere, insanları şiddete ve sürekli kazanma hırsına iten medyaya, eğitim veremeyen ve işsiz, güçsüz boş bir gençlik yaratan yetkililere daha sonra söveceğim.
Son sözüm; bu tipler hangi takım taraftarı olursa olsun bu tip olaylardan sonra yakalansın ve içeri atılsın ve bir daha statlara sokulmasın lütfen. Yaptıkları şeyin mal kaybı dışında can kaybı da yaratabileceğini düşünmeyen bu tarz kişilerin taraftar olma hakkına sahip olduklarına inanmıyorum…
Hoşça kalın…
Bugün benim doğum günüm. 30′a 1 kala hayat devam ediyor.
Geri kalan 29 yılın muhasebesini yaptığımda, toplayıp çıkardığımda hayatımda güzelliklerin ağır bastığını söyleyebilirim. Öncelikle yanlışım ve hatalarım da olsa özünde iyi ve doğru bir insan olduğumu düşünüyorum.
Son 6 – 7 yılım büyük mücadeleler içinde geçti. İnsan üniversiteyi bitirince birden kendini büyük bir mücadelenin göbeğinde buluyor. Elbette, bu herkes için geçerli değil, ancak çalışmak, kazanmak, üretmek ve kendi emeğinden elde ettiği iyi-kötü gelirle geçinmek için yaşayan insanlar için bu durum böyle…
Ben de hemen ilk iş askerliği geride bıraktım, ondan sonra da kendimi kurtlar sofrasında buldum. Bu sofrada eğri adamlar da vardı, doğru adamlarda…
Güzel insanları da tanıdım, içindeki güzellikleri bilmeyenleri de… Doğruyu da gördüm, yanlışı da…
Bugün kendi başıma ayakta duran ve en azından sofrada kendine koyacak bir tabure edinebilmiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki, doğru bir anne – babaya, kendi işinde başarılı ve zeki bir ağabeye, gerçekten içimdeki insanı tanıyan ve bana her konuda destek olan bir sevgiliye, kötü gün dostu diyebileceğim insanlara, arada sırada bu sayfalara uğrayan ve benim düşüncelerime değer veren okuyuculara sahip olduğum için kendimi şanslı hissediyorum.
Ve kendi doğum günümü kutluyorum…
Gönlümde her zaman iyiliğe, doğruluğa ve etik değerlere sahip olanlara, nereden gelip nereye gittiğimizi bilen tüm güzel insanlara yer olacağını belirterek de bu yazıyı sonlandırıyorum.
Hoşça ve sevgiyle kalın…
Cemal Alp Solak (Nam-ı diğer Kochero)
Efendim merhaba,
Uzzzzuuuunnn bir aradan sonra yeni bir yazıyla sizlerleyim ve bu yazı da maalesef kısa sürecek. Önemli olan uzun yazmak değil, yeteri kadar cümle kullanarak meseleyi anlatmak ne de olsa…
Hepsiburada.com‘u bilmeyen yoktur ama kısaca bir üzerinden geçeyim… Türkiye’nin en eski online alışveriş sitelerinden biri. Her türlü zımbırtı, ihtiyacı bulabileceğiniz bir portal. Bu güne kadar buradan dizüstü bilgisayar, klavye, sabit disk, mp3 çalar, çamaşır makinesi, harici sabit disk, fotoğraf makinesi, dizüstü bilgisayar çantası gibi bilumum ihtiyacımı satın aldım…
Bu güne kadar 30 ürün aldıysam bunların yüzde 20′sinde sorun yaşamışımdır. Peki, ne tür sorunlar?
Siparişin söz verilen 3 iş gününden çooook sonra gelmesi, siparişin hiç temin edilememesi, ayıplı-hatalı mal yollama…
Kısaca karpuz alırken tık tık kabuğuna vuramamanın, kavun alırken koklayamamanın sıkıntısı neyse interneten bir ürün satın alırken o ürünün aslında orada olmamasının sıkıntısını çektim.
Tüm bu sıkıntılarımı daha da körükleyen ve kendimi “enayi” gibi hissettiren ise Hepsiburada.com’u aradığımda muhatap olabilecek bir kişiyi bulmaktaki zorluktu. Çünkü insan e-posta ile yapılan iletişime güvenemiyor, cevap geç geliyor ve inandırıcı olmuyor. Yani mutlaka birinin sizinle konuşmasını ve rahatlatmasını bekliyorsunuz. Gerçi Hepsiburada.com’un daha önce siteden paylaştığı numaraları arayıp (ki bulabilirseniz…) 20 dakika sabredip birine ulaştığımda da değişen bir şey olmuyordu ya…
Neyse Hepsiburada.com son zamanlarda müşterilerinden gelen yoğun şikayetlerden bir ders olmuş olacak ki, sonunda bir çağrı merkezi numarası kurmaya karar vermiş…
Numarası: 0 (212) 444 15 47
Hizmet saatleri: Haftanın 7 günü 08.00 - 00.00…
Henüz bu numaraya işim düşmedi ama Hepsiburada.com’u sonunda özellikle sosyal medyada olan şikayetleri dikkate aldığı ve müşteri hizmetlerine yatırım yaptığı için kutluyorum. Daha önce de bir blog açarak bir “Çok güzel hareket” yapmışlardı… Umarım müşterinin bir firmanın en değerli varlığı olduğu kavramını destekleyen uygulamalar geliştirmeye devam ederler ve sanal müşterileri kimsesiz bırakmazlar…
Tekrar yazıncaya kadar herkes kendine iyi baksın…
Unutulmuş birer birer, eski tostlar, eski tostlar, ne bir salam ne bir sucuk, eski tostlar, eski tostlar...
| Bana ne sormak istersen, soldaki metin kutusuna yaz, sonra "send"e bas! |