Her şey olabilir, hiçbir şey olamaz…

Merhaba herkese,
Uzun süredir yazmıyordum. Ancak bugün bir değişiklik yapayım dedim. Beni bunca zaman sonra yazmaya teşvik edense yukarıda fotoğrafı bulunan Yeşim Salkım oldu. Neden mi?
Çünkü bu hanımefendi dün gece Okan Bayülgen’in Disko Kralı programına katıldı. Uzun zamandır kendisini ekranlarda görmüyordum, iyi de oluyordu. Salkım Hanım, yeni bir albüm çıkarmış ve bu albümündeki süper (!) bestelerin tanıtımını yapmak için Bayülgen’in programına çıkmış. Buraya kadar her şey normal!
Programa çıktığından beri bir sinir harbi içinde olan Yeşim Salkım, “Bir olay çıkarsam da stüdyoyu terk etsem” ertesi gün tüm haber siteleri, medya siteleri ya da gazeteler beni yazar mı diye içinden düşündüğünden olsa gerek sonunda olayı patlattı ve ortamı gerip programın içine ederek düşündüğü eylemi gerçekleştirdi.
Buna sebep olarak da Serdar Ortaç’la Okan Bayülgen’in sürekli dalga geçmesini gösteren Salkım, orada bulunmayan kişiler hakkında bu tarz yorumlar yapılmasının doğru olmadığını söyledi.
Peki bu Salkım Hanım, daha önce bu tarz polemiklere girip kendisine uzatılan mikrofonlara karşı, o an orada bulunmayan insanlara laf sokan kişi değil miydi? Peki aynı Salkım Hanım daha önce neredeydi de şimdi avukat oldu.
Cevap basit: Bu Salkım Hanım, muhteşem albümüne büyük Türk bestecisi Serdar Ortaç’tan 2 şarkı almıştı. Albümüne şarkı aldığı kişiyle dalga geçilmesi onu gerdi ve de zaten program başlar başlamaz agresif bir tutum sergilediği için de kendine yakışanı yaptı ve stüdyodan çekip gitti. İyi de yaptı, daha fazla izlemeye tahammülüm kalmamıştı çünkü.
Şimdi bu konuyla ilgili benim diyeceklerim ise şunlar:
Bu yazı burada sona erdi…
Uzun süredir yazamıyorum. Yoğunum, kargaşadayım. Ya da bu bir bahane, bilmiyorum. Tek bir şey var bildiğim, uzun süredir yazamıyorum…
İçimden gelmiyor, hissedemiyorum, körelmişim…
Belki de buralardan başka yerlere gitmişim…
Anlatacak şeyler çok, yazabilecek şeyler çok, dışarı çıksan dolaşsan, baksan neler var neler…
Örneğin bu aralar şuna taktım: “Al 1 milyon git.” İstiklal’deki Spidermanci adam. Cama ‘tak’ diye atıyor ve bağırıyor: “Eşine al, dostuna al, oğluna al, yeğenine al… Al 1 milyon git ‘tak’.”
Her seferinde diyorum içimden “Alsam mı bugün, ofise gidip cama atsam mı?” Sonra diyorum, “Allah’ın günü mü yok? Boşver yarın geçerken alırsın.” Günler birbirini kovalıyor. Ve ben Spiderman alamıyorum. Belki o adam o işten vazgeçecek, başka bir şey olacak ve ben o 1 milyonluk zevki hiçbir zaman yapamayacağım. “Şu yoğunluk geçse, ofiste her şey normalde dönse…” Bu düşünce yüzünden belki de o kadar şey erteliyorum ki, ama bildiğim tek şey var: Bu yoğunluk hiç bitmeyecek.
Bir de bizim pasajın önünde “Buyrun by retro” vardı. Frak giyen adam. Her gün önünden geçerdim. Bir kere “Naber” demedim. Sonra 1 baktım bir gün gitmiş. Ondan sonra gelenler onu arattı. Artık kimse şapkasını öne doğru eğip “Buyrun mösyö, matmazel by retro” demiyor. Şimdi Hacivat kılıklı bir adam var. O ama stabil, sadece bağdaş kurup bekliyor. Yakında değişir…
Hayat akıp gidiyor… Fıççın var bir de… Hani şu öğle yemekleri hıncahınç dolan yer. Tek bir sokak, tamamı Fıççın. Müdavimi olduk. Sebze yiyorum.
Üzerinize afiyet, sesim çıkmadığı dönemde baya kilo aldım. Şimdi verme zamanı… Acaba kilosal problemler mi beni bezdiriyor. Sanmıyorum…
Neyse işte ben yazamıyorum…
Günlük, bu da sana kapak olsun!
29 Temmuz 2009
00.47 – Yenilevent…
Unutulmuş birer birer, eski tostlar, eski tostlar, ne bir salam ne bir sucuk, eski tostlar, eski tostlar...
| Bana ne sormak istersen, soldaki metin kutusuna yaz, sonra "send"e bas! |