AlpSolak.com

Her şey olabilir, hiçbir şey olamaz!

16 Şubat 2009

bir kız vardı. ismi ‘hava’. şirin mi şirin, tatlı mı tatlıydı. hayat doluydu. çevresine neşe saçar, yüzünden gülücük eksik olmazdı. 7 yaşında okula başladı. ilk, orta, lise ve daha yüksek ne varsa hepsini başarıyla bitirdi. hayatına birçok insan girdi, çıktı. bazıları dostu oldu, bazılarıysa onu geçmişinde anı olarak kaldı. o yardımseverdi. kimseyi üzemezdi. insanların sorunlarıyla kendi sorunuymuş gibi uğraşır, çözüm arardı. çok acı çekti ama hepsini içine attı. her zaman gülümsemeye, gamzeleriyle insanlara içine bir hoşluk vermeye devam etti. onun hayatında en değerlisi vardı: babası. o evin en ufak kızıydı ve babasına aşıktı. onsuz olamazdı, olmayı hiçbir zaman düşünmemişti. gözlerini  [ Devamını oku ]

21 Aralık 2008

Soğuk bir ocak sabahı, bir adam Washington DC’de bir metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca altı Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip gider. Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder. Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider. Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek  [ Devamını oku ]

17 Aralık 2008

Eski çiftlik evini tamir etmek için tuttuğum marangoz, işteki ilk gününü zorlukla tamamlamıştı. Arabasının patlayan lastiği onun işe bir saat geç gelmesine neden olmuş, elektrikli testeresi iflas etmiş ve şimdi de eski püskü radyosu çalışmayı reddetmişti. Onu evine götürürken yanımda adeta bir taş gibi oturuyordu. Evine ulaştığımızda beni, ailesiyle tanışmam için davet etti. Eve doğru yürürken küçük bir ağacın önünde kısa bir süre durdu, dalların uçlarına her iki eliyle dokundu. Kapı açıldığında; adam şaşırtıcı bir şekilde değişti. Yanık yüzü tebessümle kaplandı, iki küçük çocuğunu kucakladı ve eşine kocaman bir öpücük verdi. Daha sonra beni arabaya yolcu etmeye geldiğinde; ağacın yanından  [ Devamını oku ]

13 Aralık 2008

Eski Yunanda, Sokrates bilgiyi saklaması sebebiyle saygıdeğer bir ün yapmıştı… Bir gün büyük filozof bir tanıdığına rastladı ve adam ona dedi ki, “Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?” “Bir dakika bekle” diye cevap verdi Sokrates. “Bana bir şey söylemeden evvel senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna Üçlü Filtre Testi deniyor.” “Üçlü Filtre?” “Doğru” diye devam etti Sokrates. “Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir. Üçlü filtre testi dememin sebebini birazdan anlayacaksın. Şimdi birinci filtre; ‘Gerçek Filtresi’. Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?” “Hayır” dedi adam  [ Devamını oku ]

12 Aralık 2008

Ne zaman hayatında bazı şeyler taşınamaz hale gelirse, ne zaman 24 saat kısa gelmeye başlarsa, o zaman mayonez kavanozu ve 2 fincan kahveyi hatırlayın! Bir gün bir felsefe profesörü, elinde birkaç kutuyla derse gelir. Ders başladığında, hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe bir mayonez kavanozunu alır ve ağzına kadar tenis topları ile doldurur. Öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar. Öğrenciler ittifakla kavanozun dolduğunu ifade eder. Bu sefer profesör önündeki  kutulardan bir tanesinden aldığı çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza döker, böylece çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurur ve öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar, onlar da “Evet” doldu derler. Profesör bu defa  [ Devamını oku ]

11 Aralık 2008

Saat çok geç olmuştu, artık uyumam gerekiyordu. Fakat bir yandan da uyanık kalmalıydım. Çünkü belki o arayabilirdi. Günlerdir telefonunu bekliyordum. Telefon her çaldığında, her mesaj geldiğinde elimi şiddetle hemen telefona götürüyor ama gereksiz SMS’leri ya da lüzumsuz kişileri görünce bir o kadar yıkılıyordum. Televizyon açıktı ama sesi kısık. Salon tamamen karanlıktı. Odayı aydınlatan tek ışık, dizüstü bilgisayardan gelendi. O da sessizdi. Sadece sağ tarafında MSN açıktı. 10-11 kişi vardı ama kimse ne beni düşünüyordu ne de ben onları. Odanın duvarında saat vardı. Saat başlarında çalıyordu. Saat gece 3′te yine çaldı. Bir anda sessizlik yerini saatin ziline bıraktı. Bir yandan başım  [ Devamını oku ]


E-posta listeme üye olun!

Yeni bir şey yaptığımda size e-posta ile haber veriyim. Ben de rahat edeyim, siz de rahat edin.



Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes