AlpSolak.com

Her şey olabilir, hiçbir şey olamaz!

11 Aralık 2008

İzleyeniniz olmuştur herhalde, son zamanlarda TV’da bir reklam oynuyordu. Küçük bir kız çoçuğu, mutfakta annesinin yanında oturuyor ve annesi mutfak işleri yaparken vırvır konuşuyor, bundan bunalan annesi de kızın ağzına lolipop sokup onu susturuyordu. Şimdi herhalde, “Eee gariplik bunun neresinde?” diyeceksiniz. Baştan söyliyeyim o zaman, bu reklamda hiç bir gariplik yok. Bence başarılı bir reklam. Ben bu reklama, reklamcılık açısından bakmıyorum elbette. Zaten öyle bir haddimiz de yok, bunun bilincindeyim. Benim konum, küçüklükten beri bizi suskun, kabullenen, her şeye eyvallah diyen bireyler olarak bu toplumda yerimizi almamız için elinden geleni yapan zihniyet. Ağaç yaşken eğilir derler, katılırım bu lafa… Şöyle  [ Devamını oku ]

11 Aralık 2008

(Yıl 2004, üniden mezun olmak üzereyim…) 5 yıl önce Bilgi Üniversitesi’nin Sıraselviler’deki hazırlık binasının kapısından içeri ilk girdiğimde, “Hayatımın 5 yılını daha öğrenci olarak geçireceğim” diye hayıflanmıştım. O zamanlar 5 yıl gözümde sonu bir türlü gelmeyecek bir süre ve üniversite bana eli yüzü düzgün bir iş bulmak için bir araç olmaktan başka birşey ifade etmeyen bir kavramdı. Gerçekten, hazırlık bir üniversitede okumaktan çok bir askeri eğitim kampı gibi gelmişti bana. Fakat, bu evreyi kazasız belasız atlatıp Medya ve İletişim Sistemleri bölümüne başlayınca üniversite ve üniversiteli olmak kavramlarıda yavaş yavaş beynimde şekillenmeye başladı. Bugün üniversite için bir yorum yapmam istense şu  [ Devamını oku ]

11 Aralık 2008

11 Aralık 2008 Perşembe @ 18.15 Herkese merhaba, ‘As I Sadly by Her Sin’ üstüne biraz ‘It’s Probably Me’, belki bana bu satırları yazdıran! Kurufasulye üstüne pilav gibi oldu ama aslında hayatımızda o etkiyi yaratan o kadar çok şey var ki… Saymayacağım şimdi orasını şiz düşünün. Benim derdim de bu değil zaten… Evet bu iki şarkıyı dinledim ve şu an The Cure’dan ‘I Will Always Love You’ dinliyorum. “I will always love you” yani seni daima seveceğim… Gerçekten bu mümkün mü? Hayatta bir insanı ömür boyu sevebilir miyiz? Biz istetesekte o insan buna izin verir mi? Bünyesi kaldırır mı? Yoksa  [ Devamını oku ]

11 Aralık 2008

Merhaba, Çok sevdiğim arkadaşım Deke, 2006 yılındaki eğlencemizi eski siteme yazmıştı. Şimdi bu yazıyı bu siteye, aynen onun dilinden ekliyorum. Mutlaka okuyun, çok eğlenceli… Globalo, 18 Eylül 2006 evet gençlik, size bu yazıda kısaca (ya da uzunca.. bakalım bi başlayalım da) GLOBALO isimli barı tanıtacağım. bu sitenin sahibi çok sevgili arkadaşım can dostum, babaların babası, mazlumun garibin dostu Kochero nam-ı diğer Alp beyefendiyle bi cumartesi gecesi dışarı çıkmaya karar verdik. ben bi süredir yurtdışındaydım. o gece ilk önce (kendisinin beni yaklaşık 20 dk bekletmesinden hemen sonra..ama canı sağolsun) nevizade’de bişeyler içmeye karar verdik. Şahika’yı biraz boş olur kafamızı dinler ve  [ Devamını oku ]

11 Aralık 2008

Merhaba, Eski sitem Muzikopat.com’a KardanAdam nickli kullanıcının gönderdiği yazıyı tekrar sizinle paylaşıyorum… Kim bu sokaktaki adam? (Bu yazımda, bazı televizyon programlarında bolca karşılastığım ‘sokak röportajları’ adı altında nitelendirilen, vatandaşa karşı tutumun yanlışlığına dikkat çekmek istedim… ) Hani duyarsınız görürsünüz bazen, bir televizyon programında spiker oturtur karşısına bir konuk konusunda uzman, söyleşininde bir anafikri vardır elbet irdelenmesi üzerine. Başlanmadan sohbete denir ki, fütursuzca yüksekten bakarak; ” Bakalım, sokaktaki adam ne düşünüyor?” diye. Başlanır onlara mikrofon uzatmaya, sorulur sorular onları pek ilgilendirmesede, yanından bile geçmez bazen içindeki gerçekliklerden . Dalga geçercesine ardı ardına gelir soruların herbiri, anlamiş gibi yapıp anlamsızca aldığı hali  [ Devamını oku ]

11 Aralık 2008

Hiç şaşırmadım, 19 Ekim 2006 Dün yorgundum. İşte çalıştık, oyalandık. Akşam oldu. Eve geldik. Yemeğimizi yedik ve ekran karşısına geçtik… Ali Kırca vardı karşımda. Her zamanki gibi formdaydı. Neyse girmeyelim şimdi Alı Kırca’nın maceralarına, çıkamayız işin içinden… ATV Ana Haber’de bir de ne göreyim, kan şekeri düşen ve bayılan Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, hastane önünde makam arabasının içinde mahsur kalmış ve balyozla kurtarılmış! Şimdi bu işte ne var diyecekseniz? Burası Türkiye haklısınız. Burada o kadar tuhaf şeyler oluyor ki, bir başbakanın makam aracında kilitli kalması ve canını balyozla kurtarması devede kulak kalır. Bu ülkede her yıl işsizler ordusuna  [ Devamını oku ]

11 Aralık 2008

Dünyaya geldiğim anda, bebektim aynı zamanda, 27 Eylül 2006
İki kapılı bir dünyada, birşeyler yapmaya çalıştım yıllar içinde…

Öğrenmeye, öğretmeye… Katkıda bulunmaya… Şuursuz bireyler şuur aşılamaya. İlgisizlere ilgi pompalamaya…

Sonra ne mi oldu? Gelin hep beraber çözelim bu davayı…


Get Adobe Flash player