Her şey olabilir, hiçbir şey olamaz…

Merhaba herkese,
Bundan böyle bu köşeden sizlere tüketirken başıma gelen iyi ya da kötü deneyimlerimi paylaşacağım. İyi olanı alkışlayacağım ama kötü olana da fena halde çakacağım. İlk kurban ise Tarihi Sultanahmet Köftecisi… Efendim ben bu köfteciye yaklaşık 2 hafta önce uğradım.
Kız arkadaşımla Sultanahmet civarını turladıktan sonra haliyle karnımız acıktı. Meydandan yürürken Sultanahmet Köftecisi’ni gördük ve benim bir anda canım çekti… “Gel hadi yiyelim” dedim.
Kapıdan girerken koca puntolarla “Kredi kartı geçerlidir” yazısı gözüme çarptı ve hemen içeri girdik… Kapıyı bir adam açtı ve ben kendisine kapıyı açarken “Orijinal burası mı?” diye sual ettim. Kendisi “Evvet, efendim buyrun” deyince biz de buyurduk tabii…
Ancak içeri girince bir tuhaflık olduğunu sezdik, birincisi içeride in-cin tek kale maç yapıyordu, üstüne üstlük mekana daha önce gitmiş olduğumuzdan dolayı tamamen farklı bir yer olduğunu anlamak çok zor değildi. Haliyle çıkmaya karar verdik ve ben çıkarken “Bir dahaki sefer görüşmek üzere” dedim.
Sonra ver elini biraz ilerideki orijinal Sultanahmet Köftecisi’ne… Girer girmez kapıda “Kredi kartı geçerli değildir” yazısını okuyunca ay sonu olmasından dolayı az parası olan insanlar olduğumuzdan dolayı bir şok yaşadık. (Vukuat 1.)
“Neyse” dedik canımız çekmiş, nakit öder yeriz…
Sonra oturduk ve siparişi verdik… Kız arkadaşım sipariş verirken “Ekmek arası yapıyor musunuz?” diye sordu. Ancak garsonumuz “Hayır efendim, sadece dışarı servislerde yarım ekmek veriyoruz” dedi… (Vukuat 2)
Kısa bir süre şoke olan kız arkadaşım hemen ardından kendini toparlayıp yarım porsiyon köfte istedi. Ve siparişimizi sonunda verebildik: 1.5 porsiyon köfte ve 1 ayran…
Siparişlerimiz kısa sürede geldi, hızlı servis en azından hoşumuza gitmişti, ancak köftenin olmazsa olması acı sos tabaklarda ya da masanın görüş mesafesinde yer almıyordu. Bilmesek böyle bir sos olduğunu, o zaman acı sos olmadan yerdik elbette köftelerimizi, ancak çok iyi biliyorduk ki her köftecide mutlaka köftenin yanında bir acı sos vardır. Ben hemen “Acı sosu yok muydu bunun?” diye garsona sordum, o da “Getiriyorum efendim” deyip gitti bir yerden aldı ve tabağıma bocaladı. İlk başta cimriydi ancak ben “Koy koy elini korkak alıştırma” dedikçe o da daha fazla koydu tabağıma. Sonunda istediğimiz sosu elde edebilmiştik. (Vukuat 3)
Köfteler bittikten sonra canımız çay çekti, garson tabaklarımızı toplarken “Çay var mı?” diye kendisine sordum. O da “Çayımız yok efendim” dedi. Biz birçok yerde olan şirketten çay uygulaması şöyle dursun, paramızla çay almaya razıydık halbuki… (Vukuat 4)
Biz de kaderimize küsüp hesabı istedik… Hesap geldikten sonra da nakit olarak ödememizi yapıp kalkışa geçtik. Kalkarken ben garsonun yanına gidip “Kredi kartı geçmiyor ve çay yok, bundan dolayı şikayetçiyim” dedim o da sadece yoğunluktan dolayı bunu yapamadıklarını belirtti. Neyse…
Gelelim bu vak’adan çıkaracağımız derslere:
Evet, yeni köşemizin ilk yazısı Tarihi Sultanahmet Köftecisi hakkındaydı… Bundan böyle her konuda tüketirken, kızdığım ve beğendiklerimi yazmaya devam edeceğim… Ve sen Sultanahmet Köftecisi’nin yetkilisi, eğer bir gün bu yazıyı okursan ve de aklın başına gelirse bana e-posta gönder, o zaman gelir bir daha denerim.
Sevgiler…
Unutulmuş birer birer, eski tostlar, eski tostlar, ne bir salam ne bir sucuk, eski tostlar, eski tostlar...
| Bana ne sormak istersen, soldaki metin kutusuna yaz, sonra "send"e bas! |
Serhat K
Ocak 3rd, 2010 04:06
ah be coco gitmeden önce söyleseydin ya bana. sen haftaya gel benim konuğum ol. sultan ahmet köftecisinin yetkilisi olarak çayın da benden:)
Pagan Poroy
Ocak 3rd, 2010 04:47
Alpakam başına gelenler hiç büyük şeyler değil bence, hatta ben bahsettiğin tarz şeyleri gayet normal ve kabul edilir sayıyorum. Neden mi? Çünkü çok çok daha iticileri ve hakiki manada iğrençleriyle o kadar çok muhattap oluyoruz ki. İstanbul’un her semtinde bu tarz iğrenç davranışlı mekanlar bolca mevcut. Senin bahsettiğin yerde adamlar en azından dürüst davranmış, yalan yok sahtekarlık yok. Ve de kabalık yapmamışlar. Arsız haller, dik dik bakışlar, ters konuşmalar, ezik ukalalıklar, kazık girşimleri vs dolu milyon yer var. Böyle durumlarda, lise yıllarından beri tepkimi o mekana bir daha gitmeyerek gösteriyorum; ancak maalesef vatandaşlarımızın çoğu “sözde sorumlu özde hedonist” olduğu için o anın keyfiyle hareket edip “ben gitmesem noolcak sanki, bari keyfine varayım” diyip bu tarz yerleri ödüllendirmeye devam ediyorlar. Herkes bunlara karşı belli bir tavır alabilseydi en azından hizmet sektöründeki paralı kırolarımız, eli iki para tutmuş sonradan görme magandalarımız hadlerini bilmeyi öğrenirlerdi. Ama nerdeee?
seyhan
Temmuz 26th, 2010 14:43
selam bizim kendimize ait hür sultabahmet köftecisi adında küçük bir işletmemiz var şu tarihi selim ustanın yaptıklarını duymuştum no kredi kart olayını falan isterseniz köftenin tadını gelin birde bizde deneyin derim açık bahcede çay servisimiz ücretsizdir eminim ok memnun kalacaksınız. bizim milletimiz oranın aslında orjinal olduğunu zannediyor ama aslında yanılıyorlar çekilen köftenin kıyması bile 2, sınıf adamlar isim yapmış bu sayede müşteri kazanıyorlar neyse kısacası köftenin tadini birde bizimle dneyin derim yerimiz bağcılarda buyrun beklerim salıcakla kalın
Cemal Alp Solak
Temmuz 26th, 2010 14:47
Merhaba Seyhan Bey,
Yorumunuz ve nazik davetiniz için teşekkür ederim.
Görüşmek dileğiyle…