Hava Durumu:
12 C
açık
Istanbul
humidity: 82%
wind: 5 m/s SSW
H13 • L12
Cu
15 C
Cmt
15 C
Paz
14 C
Pa
12 C
Sa
13 C


Fasülye

Saat çok geç olmuştu, artık uyumam gerekiyordu. Fakat bir yandan da uyanık kalmalıydım. Çünkü belki o arayabilirdi. Günlerdir telefonunu bekliyordum. Telefon her çaldığında, her mesaj geldiğinde elimi şiddetle hemen telefona götürüyor ama gereksiz SMS’leri ya da lüzumsuz kişileri görünce bir o kadar yıkılıyordum.

Televizyon açıktı ama sesi kısık. Salon tamamen karanlıktı. Odayı aydınlatan tek ışık, dizüstü bilgisayardan gelendi. O da sessizdi. Sadece sağ tarafında MSN açıktı. 10-11 kişi vardı ama kimse ne beni düşünüyordu ne de ben onları.

Odanın duvarında saat vardı. Saat başlarında çalıyordu. Saat gece 3’te yine çaldı. Bir anda sessizlik yerini saatin ziline bıraktı. Bir yandan başım ağrıyordu. Saate baktım. “Daha erken” diye düşündüm. Oysa tüm şehir çoktan güzellik uykusundaydı. Bir gayret doğruldum. Buz dolabına yaklaştım. Dolabı açtım. Oda biraz daha aydınlandı. Ve aylardır dolapta yenmeyen küflü peynirden bir parça kopardım.

Alt rafta ise bir tencere dikkatimi çekti. Kafamı eğdim, yavaşça buzdolabının içine soktum. Dolabın soğukluğu yüzüme vurdu. İrkildim. Tencereye biraz daha yaklaştım…

Pis bir koku aldı bir anda burnum. Ekşimiş, küflenmiş ve cılkı çıkmış yiyecek kokusuydu sanki. Birden cesaret geldi ve tencereye elimi uzattım. Tek bir hamleyle çıkartıp tezgaha koydum. Ne olduğunu anlayamıştım. Işığı yaktım. Koku iyice sardı odayı. Daha sonra tencerenin kapağını yavaşça kaldırdım. Tencerede bozulmuş fasülye vardı. Üzeri küf tutmuş, üzerinde böcekler oluşmuştu. O kadar iğrenç kokuyorduki bir an kusacaktım. Sonra kendimi toparladım.

Fasülye ile beraber tencereyi atmak için dışarı çıktım. Apartman ışığını yaktım. Merdivenleri hızlıca indim. Dış kapıyı açtım. Koşmaya başladım. Çöp konteynırı yaklaşık 100 metre uzaklıktaydı. Gece karanlığında ve ayazında ayağımda terlik, elimde tencere koşmaya başladım. Çöp konteynırının kapağını açtım. İçerisinde kapkara kediler vardı. Ben şiddetle açınca ürktüler. Ve son surat yüzüme atladılar. Pençeleri yüzümü yırttı. Yanağımdan süzülen kan yere damladı. Sonra kediler kaçtı. Ben kaldım. Yüzümdeki sıyrık canımı sıktı ama elimdeki tencere daha da can sıkıcıydı.

Tencereyi kaldırdım, elimde konteynırın içine soktum ve tam bırakacaktım ki birden hatırladım. Onun bana yaptığı son yemekti bu. Son anda çöpün içine düşmek üzere olan tencereyi sıkıca kavradım. Sonra ters çevirdim. İçindeki yemeği döktüm. Elimle yapışan yemekleri temizledim. Sonra son sürat evin yolunu tuttum.

Tencereyi güzelce yıkadım, kuruladım ve yerine kaldırdım. Artık uyuyabilirdim…

Yazar:

İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri 2004 Mezunu Eski Gazeteci, blogger, iletişim ve dijital pazarlama uzmanı... PHP ve WordPress sevdiği konular...

Yorum yok

Yorum yaz